Kasko sigortası bilindiği üzere Türkiye'de trafik sigortası gibi zorunlu değil kişiye özeldir. Türkiye'de eğer aracın geçmişten gelen bir kasko sigortası yoksa 10 yıldan eski araçlar kasko sigortası olmaz.
Kasko sigortası genelde yeni araçlar için olup kişi yaptığı kazada hatalıysa trafik sigortasının üstüne çıkan karşı taraf hasarlarında teminatlarına göre devreye girer.
Aynı zamanda hatalı sürücü kendi aracının hasar tazminini de sigorta şirketinden tazmin eder. Kasko sigortasının kişiye özel teminatları vardır. Full Kasko Anahtarla çalınma hariç her türlü kazayı, olayı kapsar. Yalnız kişi Deprem,sel-su teminatı istemiyorsa bu özellik çıkartılabilir. Ayrıca Mini onarım desteği ile aracınızın ufak tefek hasarlarını karşılamaktadır.
23 Kasım 2015 Pazartesi
Trafik Sigortası
Türkiye'de trafik sigortası, her motorlu araç için zorunlu kılınmış bir üründür. Trafik sigortası kişinin yaptığı kazada karşı tarafa verdiği hasarı tazmin etmekte olup kendi aracı için kasko sigortası varsa ondan faydalanır yada kendi aracını cebinden tazmin eder. Trafik sigortası tazmini Araç başına, Zincirleme kazalarda, Ölümlü-Yaralanmalı kazalar da farklı olarak Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Sigorta Birliği'nin her yıl değiştirdiği tazminat (ücret) ödemesi ile işe yaradığı görülür.
Türkiye'de Sigortacılık Tarihi
1872 yılında
İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’ de ilk
sigortacılık faaliyetlerini başlattılar. İngilizler’ den sonra Fransızlar da
Türkiye’ ye ilgi gösterdiler ve 1878 yılında ilk Fransız şirketi faaliyetlerine
başladı. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta
şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başladı. Bu şirketler
duyulan gereksinimi karşılamakla beraber, o tarihlerde sigorta şirketlerinin
kuruluşunu ve sigorta faaliyetini düzenleyen devlet denetimini öngören
kanunların, hatta bu konuya değinen bir hükmün dahi bulunmayışı nedeniyle
tamamen denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket edip,
merkezlerinden aldıkları talimatlarla işlem yapıyorlardı. Poliçelerini İngilizce
veya Fransızca düzenliyorlar, anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak
Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri
gösteriyorlardı. Diledikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı.
Böylece
hukuki mevzuat ve denetimden yoksun, tamamen yabancılara özgü bir çalışma
alanında ilk yıllar sigorta şirketleri adlarını duyurmak, sigorta düşüncesinin
yayılmasını sağlayarak portföylerini genişletmek amacıyla vaatlerini yerine
getirip, hasar ödemede dürüst davrandılar. Ancak zaman geçtikçe, sigortacıların
istedikleri gibi çalışmaları ve Kapitülasyonların kendilerine sağladığı geniş
olanakları kullanabilmeleri, bu şirketlere Türkiye’ de kolaylıkla çok para
kazanabileceği izlenimini verdi. Bu durum, kısa zamanda çok fazla sigorta
şirketinin çalışmasına, sigorta ahlakının bozulmasına, haksız rekabet ve
ekspertiz suistimallerine yol açtı. Dürüst tüccarlar bundan olumsuz yönde
etkilenmelerine rağmen hiçbir denetim olmayışı yüzünden sigorta şirketleri uzun
süre en normal yangın hasarlarını bile ödemekten kaçınıp, sigortalıların hak ve
hukukunu hiçe sayan bir biçimde davranmayı sürdürdüler.
Bu ortam
içinde 1893 yılında Osmanlı Umum Sigorta Şirketi ilk yerli sigorta şirketi
olarak çalışmaya başladı. Bunu izleyen yıllarda sigortacılığın düzene
sokulabilmesi için yabancı şirketler arasında birlikte hareket etme eğilimi
belirdi. 12 Temmuz 1900 tarihinde 43 tanesi yabancı olmak üzere 44 sigorta
şirketi bir araya gelerek sabit bir yangın tarifesi belirlediler. Bu Türkiye’
deki ilk tarifeydi.
Tarife ile
birlikte, Yangın Sigorta Şirketleri’nin Sendikası adında bir örgütün
oluşturulması ve sürekli bir denetim kurulunun bulunması kararı alındı. Londra’
da bulunan Fire Office Committee’nin emirleriyle çalışmalarını yürüten sendika
tarafından, yangınlara zamanında yetişerek büyümesini önlemek, yangının
nedenlerini araştırmak üzere Fasman adlı bir örgüt kuruldu. Denetim mekanizması
ve içeriği geliştirildi.
Sendikanın
bu olumlu çalışmalarına rağmen çalışan şirketlerin tamamı sendikaya girmediler
ve haksız rekabet yapmaya, alınan kararların tersine davranmaya devam ettiler.
1908 ve 1914 yıllarında kanunlarda yapılan değişiklerle yabancı şirketler
kontrol altına alınmaya çalışıldı. 1914 yılındaki kanunla yabancı şirketler
teminat göstermeye ve vergi vermeye zorunlu tutuldular. Sendikanın adı ise “
Türkiye’ de Çalışan Sigorta Şirketleri “ olarak değiştirildi. Bu yeniliklerle
yabancı şirketler Türkler ile ortaklık kurma yoluna gittiler.
Böylece
Cumhuriyetin ilanına kadar tümü yerli sermaye ve teknisyenlerle işletilen bir
sigorta kuruluşu bulunmadığı görülmektedir.
Cumhuriyetin
ilanıyla birlikte sigorta alanında gerek yasal, gerekse kurumlaşma açısından
büyük adımlar atıldı. 1924 yılında Türkçe’yi kullanma zorunluluğu getiren yasa
ile, poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verildi ve aynı yıl
Sigortacılar Kulübü kuruldu. 1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta
Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi hakkındaki kanun yürürlüğe girdi. Yerli ve
yabancı sigorta şirketlerinin denetlenmesi, döviz çıkışının önlenmesi amacını
taşıyan bu kanunun çıkışıyla sigortacılık gelişmeye, yerli sermaye ile kurulan
şirketlerin sayısı artmaya başladı. Bunu izleyen iki yıl boyunca gerekli
hazırlık ve incelemelerin yapılması sonucu işletme hakkının T. İş Bankası AŞ’
ye ait olacağı bir anonim şirket kurulmasına karar verildi. Böylece 1929
yılında Milli Reasürans T.A.Ş faaliyete geçti. Bu tarihten itibaren Türkiye’ de
reasürans tekeli başladı ve ülkedeki yerli - yabancı bütün sigorta şirketleri
topladıkları primlerin bir kısmını Milli Reasürans’ a devretmeye zorunlu
tutuldu. Hemen hemen dünyada kurulan ilk reasürans tekeli olan Milli Re. önce
çeşitli tepkiler gördüyse de suistimalleri önlemek, haksız rekabetin kakmasını
ve ödemelerin zamanında yapılmasını sağlamak gibi yanlarıyla Türk
sigortacılığının gelişmesinde olumlu rol oynadı, halkın sigortaya olan güvenini
arttırdı.
Bu
gelişmelerin paralelinde 1939 yılında sigorta şirketleri Ticaret Bakanlığı’na
bağlandı. Sigorta sektörünü ciddi bir biçimde ele alan 7397 sayılı Sigorta
Murakabe Kanunu ise 1959 yılında yürürlüğe girdi. 1987 yılında yürürlüğe giren
3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak,
sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu
yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapıldı. Bu kanun,
sigorta ile ilgili organlar ve faaliyetlerini düzenleyen yönetmelikler
çıkarılmasını öngörüyordu. Sigorta şirketleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’
na bağlanarak mali yapının bir parçası olarak kabul edildiler. 1 Mayıs 1990
tarihinden itibaren Kaza Sigortaları ( zorunlu sigortalar hariç ), Mühendislik
Sigortaları ile Zirai Sigortalarda; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın
ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçildi.
Zaman
içerisinde yeni kurulan sigorta şirketlerinin sayısı artarken, sigorta
taleplerinin aynı ölçüde artmaması, ayrıca prim tahsilatında yaşanan sorunlar
dolayısıyla, 1993 yılından itibaren çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile
7397 sayılı Kanunda birtakım düzenlemelere gidilmesi ihtiyacı duyuldu. 1 Ocak
1995 tarihinden itibaren sigorta primlerinin tahsili sorununa çözüm getirilmesi
amacıyla, primlerin acente cari hesapları üzerinden takibi sistemi yürürlükten
aldırılarak, poliçe bazında takip sistemi uygulamaya konuldu.
1999
depremlerini takiben 2000 yılında meskenler için zorunlu hale getirilmiş
bulunan deprem sigortalarını yürütmek üzere tesis edilen "Doğal Afet
Sigortaları Kurumu" (kısaca DASK) Pool'u tesis edilerek yönetimi beş
yıllık bir süre ile bu konuda deneyimli Millî Reasürans TAŞ’ye verildi. Diğer
taraftan Türkiye'de 23.07.1927 tarih ve 1160 sayılı Yasa ile şekillendirilmiş
zorunlu reasürans devri 31.12.2001'de sona erdi.
28 Mart 2001
tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu”
ile kurulan bireysel emeklilik sistemi 27 Ekim 2003 yılında faaliyete
geçti.
14 Haziran
2005 tarihinde 5363 sayılı "Tarım Sigortaları Kanunu" çıkarılmış ve
bu kanun kapsamında Sigorta Havuzu (TARSİM) kurulmuştur. Bu Havuza ilişkin tüm
iş ve işlemler, bu havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit hisselerle ortak
oldukları Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi AŞ tarafından yürütülmektedir.
Trafik
Sigortası Bilgi Merkezi (TRAMER) 16.12.2003 tarih ve 25318 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan Trafik Sigortası Bilgi Merkezi Yönetmeliği ile kurulmuştur.
Trafik sigortası üretimi gerçekleştiren bütün sigorta şirketlerinin 01/01/2003
tarihinden itibaren tüm poliçe bilgileri ve bunların hasar ve ödeme kayıtları
TRAMER sistemine transfer edilmiş olup, yeni üretilen poliçeler ve hasar
kayıtları günlük olarak transfer edilmektedir.
5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu 14 Haziran 2007 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmenin ardından 2008 yılında Sigortacılık Kanununun
getirdiği yeni tanım ve uygulamalarla ilgili ikincil mevzuat düzenlemeleri
üzerindeki çalışmalar tamamlanmıştır.
Sigorta
Bilgi Merkezi 9 Ağustos 2008 tarihinde 26962 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan
yönetmelikle faaliyetine başlamıştır. SBM nezdinde kurulan alt bilgi
merkezleri, Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi, Sağlık Sigortası Bilgi Merkezi,
Hayat Sigortası Bilgi Merkezi ve Sigorta Hasar Takip Merkezi kurulmuşlardır.
Mayıs 2014
tarihi itibariyle 68’ü sigorta, 2’si reasürans olmak üzere 70 şirket
Birliğimize üyedir. Halihazırda 8 şirket aktif olarak yeni sigorta ve reasürans
sözleşmesi yapmamakta, toplam 61 sigorta ve 1 reasürans şirketi faaliyette
bulunmaktadır. Şirketlerin 4’ü hayat, 18’i hayat/emeklilik, 39’u hayat-dışı
şirkettir.
Türkiye’de
kurulu reasürans şirketi sayısı ise 2’dir. Ancak bunlardan bir tanesinin prim
üretimini bulunmadığından faal reasürans şirket sayısı 1’dir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




