1 Şubat 2016 Pazartesi

Sigorta Birliği Trafik Sigortasını Masaya Yatırdı

Trafik kazasında Avrupa’da ilk sıralarda, sigorta priminde ise son sıralardayız...
Türkiye Sigorta Birliği ’nin düzenlediği toplantıda zorunlu trafik sigortasındaki prim artışı ve son 10 yılda 7 milyar TL’ye ulaşan zararın nedenleri aktarıldı. Avrupa’ya göre daha az prim ödenip daha fazla hasarla karşılaşılan branşın şirketler için öngörülebilir olmadığı vurgulandı… 
Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ramazan Ülger ile Birlik Yönetim Kurulu ve Yönetim Komitesi Üyelerinin katıldığı basın toplantısında, kamuoyunda ‘zorunlu trafik sigortası’ olarak bilinen tam adı Kara yolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortasındaki son durum ele alındı.
Ekim 2015 itibariyle ülkemizdeki 19.7 milyon adet kayıtlı aracın yaklaşık 16 milyon adedinin zorunlu trafik sigortası bulunduğu belirten Birlik Başkanı Ramazan Ülger, trafik sigortasının  % 80’le en yaygın sigorta türü olduğunu vurguladı. Her yıl trafik sigortası poliçe adetlerinde ve prim üretiminde artış olduğuna dikkat çeken Ülger, sorunun kaynaklarını şöyle açıkladı:

-         ‘Trafik branşının hayat dışı branşlardaki payı 2014 yılında %  22 seviyesine ulaştı. Hasar frekansı çok yüksek olan branşta son 10 yıllık süreçte şirketler her dönem zarar açıkladı. Zorunlu trafik sigortasında 10 yıllık zararın toplam tutarı 7 milyar TL oldu.
-         Bu durum zorunlu trafik sigortası sisteminin sürdürülebilirliğinin yanı sıra şirketlerin varlığının sürdürülebilirliği açısından da ciddi risk oluşturmaktadır. 2015 yılının ilk 9 ayı itibariyle şirketlerin öz sermaye karlılığı negatife dönerek - % 1.5 olarak gerçekleşti. Bu gösterge şirketlerin zorunlu trafik sigortasından kaynaklanan zararlarını tüm diğer branşlardaki karlılıklarıyla bile engelleyemediklerinin en önemli göstergesidir.
-         Trafik sigortasındaki zararın başlıca sebepleri, teminat tanımlarında netlik olmaması nedeniyle farklı yorumların oluşması, hesaplamalarda standartların olmaması, döviz kurundaki aşırı dalgalanma ve bunun bir sonucu olarak yedek parça maliyetlerinde kontrol edilemeyen artışlar ile geriye dönük uygulanan yargı kararları olarak sıralanmaktadır.
-         Bedeni tazminatların ödenen toplam hasar içerisindeki payı son yıllarda hızla artarak 2014'de % 51’e yükselmiştir. Son 5 yılda ortalama bedeni tazminat tutarı % 311, maddi hasar tutarı % 36, ortalama trafik sigortası primi ise % 54 artmıştır.’
Prim gerçekten yüksek mi, daha da yükselir mi?
Trafik sigortası ortalama primi ülkemizde 105 Euro seviyesindeyken, Avrupa ortalaması 230 Euro seviyesinde. Hasar frekansında Avrupa ortalaması % 6 seviyesindeyken, ülkemiz % 9’la ilk sıralarda yer alıyor. Diğer bir deyişle ülkemiz Avrupa’da ortalama trafik sigortası primi en düşük, buna karşılık hasar frekansı en yüksek ülkeleri arasında yer alıyor. Özellikle İstanbul’un hasar frekansı, Türkiye ortalama hasar frekansından 2 kat daha yüksek…
Trafik sigortasıyla ilgili gündemdeki tartışmalara da değinen Ülger, bu sigorta kapsamında; maddi, tedavi ve sürekli sakatlık ile destekten yoksun kalma teminatlarının sunulduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi. Ülger, ‘Öncelikle trafik sigortası bir vergi gibi görülmemelidir. Sağladığı birçok teminatla bireylerin, ailelerin, toplumun geleceği için önem taşımaktadır. Maalesef kazalar günlük hayatımızın bir parçasıdır ve hepimizin bir gün bu riskle karşılaşma ihtimalimiz deki en önemli güvencemiz trafik sigortasıdır’ diye konuştu. Acilen kanuni düzenlemeler yapılmamasının ve azami prim uygulamasından vazgeçil memesinin prim artış riskini barındırdığını belirten Ülger, bu açıdan Kara yolları Trafik Kanununda öncelikle yapılması gereken değişiklikleri şöyle sıraladı:
-           ‘Maddi ve Manevi Tazminat başlıklı 90’inci madde, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar başlıklı 92’inci madde, En Az Sigorta Tutarları başlıklı 93’üncü madde, Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı başlıklı 97’inci madde, Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar başlıklı 111’inci madde… 
Serbest tarife trafik canavarlarını azaltıyor
Basın toplantısındaki konuşmasında eylül ayında ticari araçlara gelen azami prim uygulamasına da değinen Ülger, serbest tarifenin kusurlu sürücü oranının azalmasında etkili olduğunu belirtti ve ‘Zorunlu trafik sigortası primleri 2008-2013 yılları arasında kademeli serbest tarifeyle 2013 tarihinden bu yana ise serbestçe sigorta şirketleri tarafından belirlenmektedir. Özellikle son yıllarda tazminata sebebiyet vermeyenlere indirim uygulanmakta, tazminata sebebiyet verenlerin ise primleri artırılmaktadır. Böylelikle kusurlu sürücünün oluşturduğu maliyet kusursuz sürücüye yüklenmeyerek, adil ve sigorta tekniğine uygun politika izlenmektedir. Bunun aksi bir uygulamaya gidilmesi, hiç kaza yapmayan araç ile bir sene içerisinde 10 kaza yapan aracın farkını ortadan kaldıracaktır. Bu durum öncelikle aracını kurallara uygun ve dikkatli kullanan, herhangi bir hasara yol açmayan araç sahiplerine büyük bir haksızlık olacaktır. Diğer taraftan hasar frekansı yüksek olan sürücülerin zorunlu trafik sigortası primlerindeki artışın caydırıcı gücü, sürüş güvenliğine katkı sağlayarak trafik kazalarını önleyici etkiye sahiptir’ diye konuştu.
Trafik branşında zarar trendinin devam ettiğini, son 9 aydaki zararın 1.7 milyar TL’ye ulaştığını ve branşın sürdürülebilirliği açısından risk yarattığını vurgulayan Ülger, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Uzun dönemli zararın etkisiyle 2 şirket faaliyetine son vermiş, yabancı sermayeli 1 şirket Türkiye pazarından çıkmıştır. Primlerdeki artış kamuoyu nezdinde şikayete konu olmakta sigortalanma oranı düşmektedir. Ağustos 2015 de % 82.3 olan sigortalılık oranı, Ekim 2015 de % 80.5'e düşmüştür. Dolayısıyla, sigortasız araç kullanımında artış riski oldukça yüksektir. Bu branşta hizmet veren şirket sayısının azalması rekabetçi piyasanın bozulmasına yol açacaktır. Rekabetçi piyasanın bozulması tüketicinin daha çok mutsuz olmasına yol açacaktır. Mevzuat riski, artık en büyük risk olarak karşımıza çıkmaktadır, sektörümüze yatırım yapan yabancı sermaye üzerinde de belirsizlik yaratmaktadır. Oluşan bu belirsizlik ülkemize yapılan ve yapılacak yatırımları da olumsuz etkileyecektir. Tazminat hesaplama standartlarının kanuni dayanağının olmaması nedeniyle mahkeme kararı ile oluşan içtihad, zaman aşımı süresince geriye dönük olarak tüm dosyaları etkilemekte, yoruma dayalı düzenlemeler zararı daha da artırmaktadır. Geriye dönük mevzuat düzenlemeleri veya içtihadlar;ilave sermeye ihtiyacı doğurmakta, sermayedara anlatılamamakta, yapılan sermaye artışları da bir süre sonra yetersiz kalmaktadır. Öngörülebilirliği ortadan kaldırmaktadır.

Serbest tarifeden taviz vermemeliyiz
Zorunlu trafik sigortasının toplumsal işlevi ve prim üretimindeki payı dikkate alındığında yaşanan sorunların ivedilikle çözülmesi, genel şartların kanuni düzenlemelerle desteklenmesinin, söz konusu sigortanın sürdürülebilirliği ve sektöre yatırımların devamlılığı açısından büyük önem arz ettiğini hatırlatan Ülger, şirketlerin ağır mali yük altında kalkmasını sağlayacak adımları şöyle sıraladı:
-Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, yasal boşluğun mahkeme kararları ile doldurulması önlenmelidir.

-Yapılan düzenlemelerin geriye dönük etkisi sınırlandırılmalı, hasar maliyetlerinin belirsizliği giderilmelidir.
-Serbest tarife sisteminden taviz verilmemeli, azami limit uygulamasından vazgeçilmelidir.

28 Ocak 2016 Perşembe

Türkiye Sigorta Birliğin'den Fahiş Fiyat Açıklaması

‘Sektör 10 yılda 7 milyar TL zarar yaptı, trafik primlerinde artış kaçınılmaz hale geldi’

  
Türkiye Sigorta Birliği tarafından yapılan açıklamada, zorunlu trafik sigortası poliçelerindeki prim artışının nedenleri vurgulanarak, son 10 yılda katlanarak artan zararın sektörün özsermayesini etkiler noktaya geldiği belirtildi. Mevzuattaki belirsizliklerin kanuni düzenlemelerle ortadan kaldırılması gerektiğine dikkat çekildi.
Türkiye Sigorta Birliği, zorunlu trafik sigorta poliçelerinin fiyatlandırılmasına ilişkin açıklama yaptı. Birlik açıklamasında prim artışında nelerin etkili olduğu belirtilerek, sektörün alınan tüm önlemlere rağmen 10 yıldır bu branşta zarar ettiği vurgulandı. Bu zararın artık şirketlerin özsermayelerini olumsuz yönde etkilemeye başladığı ve acil kanuni düzenleme ihtiyacı olduğu ifade edildi.
Zorunlu trafik sigortasında sigorta şirketleri 2015 yılının ilk 9 ayında yaklaşık 1.7 milyar TL gibi çok yüksek miktarda zarar etti. Sektörün son 10 yıllık zararı ise 7 milyar TL’ye ulaştı (Tablo 1). Bu durum zorunlu trafik sigortası sisteminin sürdürülebilirliğinin yanı sıra şirketlerin varlığının sürdürülebilirliği açısından ciddi risk oluşturmaya başladı. 2015 yılının ilk 9 ayı itibariyle şirketlerin özsermaye karı negatife dönerek - % 1.5 olarak gerçekleşti (Tablo 2). Bu gösterge şirketlerin zorunlu trafik sigortasından kaynaklanan zararlarını tüm diğer branşlardaki karlılıklarıyla bile engelleyemediklerinin en önemli göstergesi oldu.
Sektörün uzun süredir devam bu olumsuz gidişi sigortalılara yansıtmamaya çalıştığı, ancak bugün uzun süredir ertelenen fiyat artışlarını yansıtmak zorunda kalındığı vurgulanan açıklamada, zararın başlıca nedenleri ise şöyle sıralandı:
-       Teminat tanımlarında netlik olmaması nedeniyle farklı yargı kararları oluşması,
-       Bedeni tazminat ve araç değer kaybı hesaplamalarında standartların olmaması, standartların olmaması nedeniyle ortaya çıkan aracılar nedeniyle bedeni tazminatların tutarlarına itiraz edilerek dosyaların yargıya taşınması,
-       Dövizdeki, dolayısıyla yedek parça maliyetlerindeki artışlar,
-       Çok fazla kaza yapan sürücüler…
Birlik açıklamasında, önümüzdeki dönemde başta Trafik Kanunu olmak üzere mevzuatta belirsizliği ortadan kaldıracak ve farklı uygulamalar yapılmasını engelleyecek değişikliklerin hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca, serbest tarife uygulamasından vazgeçilmemesi,  kaza yapmayan ile kaza yapan arasındaki farkı azaltan müdahalelerin yapılmaması gerektiği ifade edilerek, aksi durumda özellikle hasarsız araç sahiplerinin üzerindeki trafik prim yükünün daha da artacağı vurgulandı.
Trafik kazaları ülkemizin kronik sorunlarından biri olup, azaltılması için kamu otoritesi tarafından önlemler alınmakta ve desteklenmektedir. Trafik sigortası da 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca trafik kazalarında üçüncü şahısları korumak amacıyla ihdas edilen zorunlu bir sigortadır. Sigorta sistemi, oluşan zararın tazmin edilmesi yanında trafik kazalarının önlenmesi ve azaltılmasına yönelik bir işlevi de yerine getirmektedir. Zorunlu trafik sigortası primlerindeki artışın caydırıcı etkisi, sürüş güvenliğine katkı sağlayarak trafik kazalarını önleyici etkiye sahiptir. Nitekim, 2010 yılından itibaren hasarlı sürücülerin yer aldığı 1, 2 ve 3’üncü kademedeki poliçe sayısındaki azalış ve hasarsız sürücülerin yer aldığı 5, 6 ve 7’nci kademedeki poliçelerin artış trendi bu görüşün doğruluğunu ortaya koymaktadır.
Zorunlu trafik sigortası primleri 2008-2013 tarihleri arasında kısmi serbest tarife, 2013 yılından itibaren de serbestçe sigorta şirketleri tarafından belirlenmektedir. Sigorta şirketleri riski doğru fiyatlayarak trafik kurallarına uyan ve kaza yapmayan sürücüler ile sık kaza yapanları birbirinden ayırarak, kusurlunun oluşturduğu maliyeti kusursuza yüklemeyerek, adil ve sigorta tekniğine uygun politika izlemektedirler. Bu çerçevede trafik sigortası primleri kişiye ve kullanım türüne özel, ayrıca trafik kaza geçmişleri değerlendirilerek belirlendiğinden sürücülerimizin araç kullanırken trafik kurallarına uygun hareket etmesi prim maliyetini azaltmak açısından çok büyük önem arz etmektedir.




23 Kasım 2015 Pazartesi

Kasko Sigortası

Kasko sigortası bilindiği üzere Türkiye'de trafik sigortası gibi zorunlu değil kişiye özeldir. Türkiye'de eğer aracın geçmişten gelen bir kasko sigortası yoksa 10 yıldan eski araçlar kasko sigortası olmaz.

Kasko sigortası genelde yeni araçlar için olup kişi yaptığı kazada hatalıysa trafik sigortasının üstüne çıkan karşı taraf hasarlarında teminatlarına göre devreye girer.

Aynı zamanda hatalı sürücü kendi aracının hasar tazminini de sigorta şirketinden tazmin eder. Kasko sigortasının kişiye özel teminatları vardır. Full Kasko Anahtarla çalınma hariç her türlü kazayı, olayı kapsar. Yalnız kişi Deprem,sel-su teminatı istemiyorsa bu özellik çıkartılabilir. Ayrıca Mini onarım desteği ile aracınızın ufak tefek hasarlarını karşılamaktadır.




Trafik Sigortası

Türkiye'de trafik sigortası, her motorlu araç için zorunlu kılınmış bir üründür. Trafik sigortası kişinin yaptığı kazada karşı tarafa verdiği hasarı tazmin etmekte olup kendi aracı için kasko sigortası varsa ondan faydalanır yada kendi aracını cebinden tazmin eder. Trafik sigortası tazmini Araç başına, Zincirleme kazalarda, Ölümlü-Yaralanmalı kazalar da farklı olarak Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Sigorta Birliği'nin her yıl değiştirdiği tazminat (ücret) ödemesi ile işe yaradığı görülür.



Türkiye'de Sigortacılık Tarihi

1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri, açtıkları temsilciliklerle Türkiye’ de ilk sigortacılık faaliyetlerini başlattılar. İngilizler’ den sonra Fransızlar da Türkiye’ ye ilgi gösterdiler ve 1878 yılında ilk Fransız şirketi faaliyetlerine başladı. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başladı. Bu şirketler duyulan gereksinimi karşılamakla beraber, o tarihlerde sigorta şirketlerinin kuruluşunu ve sigorta faaliyetini düzenleyen devlet denetimini öngören kanunların, hatta bu konuya değinen bir hükmün dahi bulunmayışı nedeniyle tamamen denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket edip, merkezlerinden aldıkları talimatlarla işlem yapıyorlardı. Poliçelerini İngilizce veya Fransızca düzenliyorlar, anlaşmazlık durumunda da dava mercii olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri gösteriyorlardı. Diledikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı.


Böylece hukuki mevzuat ve denetimden yoksun, tamamen yabancılara özgü bir çalışma alanında ilk yıllar sigorta şirketleri adlarını duyurmak, sigorta düşüncesinin yayılmasını sağlayarak portföylerini genişletmek amacıyla vaatlerini yerine getirip, hasar ödemede dürüst davrandılar. Ancak zaman geçtikçe, sigortacıların istedikleri gibi çalışmaları ve Kapitülasyonların kendilerine sağladığı geniş olanakları kullanabilmeleri, bu şirketlere Türkiye’ de kolaylıkla çok para kazanabileceği izlenimini verdi. Bu durum, kısa zamanda çok fazla sigorta şirketinin çalışmasına, sigorta ahlakının bozulmasına, haksız rekabet ve ekspertiz suistimallerine yol açtı. Dürüst tüccarlar bundan olumsuz yönde etkilenmelerine rağmen hiçbir denetim olmayışı yüzünden sigorta şirketleri uzun süre en normal yangın hasarlarını bile ödemekten kaçınıp, sigortalıların hak ve hukukunu hiçe sayan bir biçimde davranmayı sürdürdüler.


Bu ortam içinde 1893 yılında Osmanlı Umum Sigorta Şirketi ilk yerli sigorta şirketi olarak çalışmaya başladı. Bunu izleyen yıllarda sigortacılığın düzene sokulabilmesi için yabancı şirketler arasında birlikte hareket etme eğilimi belirdi. 12 Temmuz 1900 tarihinde 43 tanesi yabancı olmak üzere 44 sigorta şirketi bir araya gelerek sabit bir yangın tarifesi belirlediler. Bu Türkiye’ deki ilk tarifeydi.


Tarife ile birlikte, Yangın Sigorta Şirketleri’nin Sendikası adında bir örgütün oluşturulması ve sürekli bir denetim kurulunun bulunması kararı alındı. Londra’ da bulunan Fire Office Committee’nin emirleriyle çalışmalarını yürüten sendika tarafından, yangınlara zamanında yetişerek büyümesini önlemek, yangının nedenlerini araştırmak üzere Fasman adlı bir örgüt kuruldu. Denetim mekanizması ve içeriği geliştirildi.


Sendikanın bu olumlu çalışmalarına rağmen çalışan şirketlerin tamamı sendikaya girmediler ve haksız rekabet yapmaya, alınan kararların tersine davranmaya devam ettiler. 1908 ve 1914 yıllarında kanunlarda yapılan değişiklerle yabancı şirketler kontrol altına alınmaya çalışıldı. 1914 yılındaki kanunla yabancı şirketler teminat göstermeye ve vergi vermeye zorunlu tutuldular. Sendikanın adı ise “ Türkiye’ de Çalışan Sigorta Şirketleri “ olarak değiştirildi. Bu yeniliklerle yabancı şirketler Türkler ile ortaklık kurma yoluna gittiler.


Böylece Cumhuriyetin ilanına kadar tümü yerli sermaye ve teknisyenlerle işletilen bir sigorta kuruluşu bulunmadığı görülmektedir.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte sigorta alanında gerek yasal, gerekse kurumlaşma açısından büyük adımlar atıldı. 1924 yılında Türkçe’yi kullanma zorunluluğu getiren yasa ile, poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verildi ve aynı yıl Sigortacılar Kulübü kuruldu. 1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi hakkındaki kanun yürürlüğe girdi. Yerli ve yabancı sigorta şirketlerinin denetlenmesi, döviz çıkışının önlenmesi amacını taşıyan bu kanunun çıkışıyla sigortacılık gelişmeye, yerli sermaye ile kurulan şirketlerin sayısı artmaya başladı. Bunu izleyen iki yıl boyunca gerekli hazırlık ve incelemelerin yapılması sonucu işletme hakkının T. İş Bankası AŞ’ ye ait olacağı bir anonim şirket kurulmasına karar verildi. Böylece 1929 yılında Milli Reasürans T.A.Ş faaliyete geçti. Bu tarihten itibaren Türkiye’ de reasürans tekeli başladı ve ülkedeki yerli - yabancı bütün sigorta şirketleri topladıkları primlerin bir kısmını Milli Reasürans’ a devretmeye zorunlu tutuldu. Hemen hemen dünyada kurulan ilk reasürans tekeli olan Milli Re. önce çeşitli tepkiler gördüyse de suistimalleri önlemek, haksız rekabetin kakmasını ve ödemelerin zamanında yapılmasını sağlamak gibi yanlarıyla Türk sigortacılığının gelişmesinde olumlu rol oynadı, halkın sigortaya olan güvenini arttırdı.
Bu gelişmelerin paralelinde 1939 yılında sigorta şirketleri Ticaret Bakanlığı’na bağlandı. Sigorta sektörünü ciddi bir biçimde ele alan 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu ise 1959 yılında yürürlüğe girdi. 1987 yılında yürürlüğe giren 3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak, sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapıldı. Bu kanun, sigorta ile ilgili organlar ve faaliyetlerini düzenleyen yönetmelikler çıkarılmasını öngörüyordu. Sigorta şirketleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’ na bağlanarak mali yapının bir parçası olarak kabul edildiler. 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren Kaza Sigortaları ( zorunlu sigortalar hariç ), Mühendislik Sigortaları ile Zirai Sigortalarda; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçildi.


Zaman içerisinde yeni kurulan sigorta şirketlerinin sayısı artarken, sigorta taleplerinin aynı ölçüde artmaması, ayrıca prim tahsilatında yaşanan sorunlar dolayısıyla, 1993 yılından itibaren çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile 7397 sayılı Kanunda birtakım düzenlemelere gidilmesi ihtiyacı duyuldu. 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren sigorta primlerinin tahsili sorununa çözüm getirilmesi amacıyla, primlerin acente cari hesapları üzerinden takibi sistemi yürürlükten aldırılarak, poliçe bazında takip sistemi uygulamaya konuldu.


1999 depremlerini takiben 2000 yılında meskenler için zorunlu hale getirilmiş bulunan deprem sigortalarını yürütmek üzere tesis edilen "Doğal Afet Sigortaları Kurumu" (kısaca DASK) Pool'u tesis edilerek yönetimi beş yıllık bir süre ile bu konuda deneyimli Millî Reasürans TAŞ’ye verildi. Diğer taraftan Türkiye'de 23.07.1927 tarih ve 1160 sayılı Yasa ile şekillendirilmiş zorunlu reasürans devri 31.12.2001'de sona erdi.


28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kurulan bireysel emeklilik sistemi  27 Ekim 2003 yılında faaliyete geçti.


14 Haziran 2005 tarihinde 5363 sayılı "Tarım Sigortaları Kanunu" çıkarılmış ve bu kanun kapsamında Sigorta Havuzu (TARSİM) kurulmuştur. Bu Havuza ilişkin tüm iş ve işlemler, bu havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit hisselerle ortak oldukları Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi AŞ tarafından yürütülmektedir.


Trafik Sigortası Bilgi Merkezi (TRAMER) 16.12.2003 tarih ve 25318 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Trafik Sigortası Bilgi Merkezi Yönetmeliği ile kurulmuştur. Trafik sigortası üretimi gerçekleştiren bütün sigorta şirketlerinin 01/01/2003 tarihinden itibaren tüm poliçe bilgileri ve bunların hasar ve ödeme kayıtları TRAMER sistemine transfer edilmiş olup, yeni üretilen poliçeler ve hasar kayıtları günlük olarak transfer edilmektedir.  


5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 14 Haziran 2007 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmenin ardından 2008 yılında Sigortacılık Kanununun getirdiği yeni tanım ve uygulamalarla ilgili ikincil mevzuat düzenlemeleri üzerindeki çalışmalar tamamlanmıştır.


Sigorta Bilgi Merkezi 9 Ağustos 2008 tarihinde 26962 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan yönetmelikle faaliyetine başlamıştır. SBM nezdinde kurulan alt bilgi merkezleri, Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi, Sağlık Sigortası Bilgi Merkezi, Hayat Sigortası Bilgi Merkezi ve Sigorta Hasar Takip Merkezi kurulmuşlardır.


Mayıs 2014 tarihi itibariyle 68’ü sigorta, 2’si reasürans olmak üzere 70 şirket Birliğimize üyedir. Halihazırda 8 şirket aktif olarak yeni sigorta ve reasürans sözleşmesi yapmamakta, toplam 61 sigorta ve 1 reasürans şirketi faaliyette bulunmaktadır. Şirketlerin 4’ü hayat, 18’i hayat/emeklilik, 39’u hayat-dışı şirkettir.


Türkiye’de kurulu reasürans şirketi sayısı ise 2’dir. Ancak bunlardan bir tanesinin prim üretimini bulunmadığından faal reasürans şirket sayısı 1’dir.